Portakal Kokulu Zaman

Portakal kabuklarını o kızarmış sobanın üstüne bıraktığımızda, loş ve sıcacık odada üzerine okunmuş kutsal bir koku yayılırdı gaz lambalı zamanlarda köy yılbaşılarında.Gülümsemeler çok duru hiç kirlenmemiş şekilde damla damla düşerdi sıcacık büyüklerimizin derin çizgili sevgilerine.

Sevgi çocuktuUmut çocuktuHer şey kendi kalbinde büyümemiş duruyordu, tozlanmadan, çağın köhnemişliğinin keşfetmediği yerde itinalı kendini koruyarak.Geceler çok uzun ve gündüzler de bize yetmiyordu. Belki oyuncağımız yoktu, oyunlarımız parmak sayısı kadar da değildi.Ne kadar çok geceNe kadar çok gündüzNe kadar çok çocuktuk.Kalabalıklaştıkça her şey yorulduk ve kirlendik.

Şehirlerin kıyısına vardıkça köyler ve kelimeler kendine sırt döndükçe biz'liğimizden koparak simsiyah ruhlar sarmaşık gibi tırmandı bedenlerimizde.

Ve şarkıları ve sazı ezince en yabani melodiler, tınılar bir başka çığlıklar üredi rengine, yurduna yabani, anlamsız, tarifsiz.Ne tuhaf, zaman geçtikçe portakal kabuklarının kokusuyla doluşan o karanlık küçük odalara özlemle büyüdük, içimizde kırgınlıklar ve hep dilenen umutları itinayla toplayarak. Kendimizi başka umutlarla avutarak katık eylediğimiz acılarımızla yolculadık.Ne tuhaf her şey kalabalıklaştıkça eksildik. Boğazımız düğüm düğüm ağlamaklı anarken hala yüzümüzde eksilmeyen direnen bir çocuk tebessümüyle.

Öyle ya zaman hep ardına verdiğimiz idi. Ona yıllarımızı yem ederek ama hiç ulaşmadığımız... Aramızda çok fark vardı o kalpsiz ve yorulmayan. Bizim ise bir kalbimiz vardı ve düşerken kanattığımız dizlerimiz.O durmadan tüketirdi severek, istiyerek, hırslanarak acımadan, doymadan. Biz zamanın girdabında tükenmemek için parmaklarımız kanarcasına bir yerlere tutunur, zamanın bizi öğütürken acımamasına lanetler yağdırırdık, portakal kokulu zamanlara ait kalma inadıyla.Her bir yıl bittiğinde eskimeyen ve bizim biz kalmamızı sağlayan, büyümeyen arkadaşlıklar, yaşlanmayan, gidişlerine inanmadığımız ölüler. Ve hep 'ahlarla, keşkelerle' andığımız talihsizlikleri dökülürdü hayatımızın dalgın bakışlı yapraklarına.

Portakal kokulu anlar ile laf dinlemeyen zaman arası ne çok kirli yanlızlıklar ve yorgunluklar, sadık olmayan kelimeler, talan ve işgalci kesilerek kaybedişlere sürüklüyor.Yıllar geçiyor ve en acısı ellerimizin arasında kayıp giden çok şey bizi seyrederek uzaklaşıyor bizden.Tekrarlanan talihsizlikler mengenesinde sıkışırken kimlikler, cinsiyetler ve şehirler. Dilekler tuttukça miadını yitirince temenniler, insan ıssızlığına kalıyor, yalnızlığına iltica ederek.

Yeni yıla temenniler adadıkça, portakal kokulu zamanalara kaldığımızdan düşünüyor insan, dilekleri yanlış yönlere mi savuruyoruz diye.Ve galiba öyle.Umut geçmişte saklıYeniyi yeniden beklemenin ve sadece bir yöne yaslamanın bedelidir tüm çekilenler.

Kederlerin kıyısına savururken bu son demlerde, öyle ahım şahım bir şey dilemiyorum ömrüme savrulan saniyelerden, rüzgarın savurduğu takvim yapraklarına bakarak.Yeni yılınız kutlu olsun, sararmadan ömrünüzde portakal kokulu zamanlar, talihsizliklere dair zamanın getireceklerine dair güçlü birer savaşçı kalmanız dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm Aslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Alfa Haber Ajansı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Alfa Haber Ajansı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Çocuklarınızın "Babalar Günün"de hediye almamasına kırılır mısınız?