YANLIŞ DÜĞÜN

Salona vardığımda, düğün çoktan bitmişti… Görevli personeller etrafı temizleyip, masaları yerlerine yeniden yerleştiriyorlardı.

Hiç… Hatta zerre kadar bile olmayan bir umuda dayanarak, sordum ben;

- Kolay gelsin gençler, az önceki düğün bitti mi?

Soru anormal, fakat çalışanlar mantıklıydı… Güldüler tabiî ki, salak-sepelek halime ve bu çok anlamsız ve gereksiz soruya... İçlerinden birisi, o an hiç duymak istemediğim ama bu gibi bir durumda da geleceğinden emin olduğum o iğrenç espriyi yaptı bile!

- Hahahaha… Gelinle damadın çok acelesi varmış abi??? Seni beklemediler bile? Tekkelimeyle:İğrenç! kincikelime:Ürkünç(?) Üçüncü kelime: Tıskınç (???) Hjlxwşpğrynsyn'yi; yazmıyorum bile?

Bütün garsonlara ve düğün salonunun temizlik görevlilerine rezil olarak ve boynu bükük, çaresiz ayrıldım oradan. Aslında kendi hesabıma göre şöyle bir durumum vardı benim ama bunu o garson tayfası bilmiyordu?Düğünler de bir “sanayi” olayı mıdır?

“Hopbalaaa, bu da soru mu şimdi?” diyeceksiniz, çok haklısınız.

Madem bir “sanayi” olayı değildir de; neden kimi yerlerde düğün salonlarını “Sanayi Sitelerine” yaparlar?

İşte, geç kaldığım ve yetişemediğim o düğünün yapıldığı salonda; büyük bir sanayi sitesinin bir ucunda, Allahın ittir ettiği bir dağ başındaydı… Düğünün başlama saati 13.00, bitişi : 17.00 ydi.

Birde, aynı bölgede ve aynı gün, bu ilk gittiğim yerin birkaç yüz metre aşağısında gitmem gereken bir ikinci düğün daha vardı ki, o düğünde başka salonda saat 19.00 da başlayacaktı.

Ben şunu hesap ettim, yola çıkmadan;

İlk düğüne bitmesine yakın uğrarım, ikincisini de bir daha o kadar yolu dönmeden bekler, ona da erkenden katılırım… Hem, ikinci düğüne, sözleşip beraber oturacağımız arkadaşlarım da gelecekler o saatte.

Günlerden Pazar’dı. Geç kalıp yetişemediğim düğünden çıkıp site içerisinde gezinirken, hem de “vakit geçsin” maksadıyla bir pideciye girdim. Aheste aheste yemek yerken, biraz geçti ağırdan zaman.

Ardından, çevreyi şöyle bir kolaçan edip, yediklerimi hazmetme fikri hasıl oldu bende, sebepsiz? Öyle yaptım. Koskocaman bir sanayi sitesini bir uçtan bir uca ve çepeçevre tavafa başladım. O gün, beyaz bir pantolon ve gayet abiye sayılır bir kıyafetle yaptığım bu gezi, meraklı bakışlara da mazhar olmadı değil hani? Açık olan çok az sayıdaki sanayi esnafı “Sanayiye defileye gelen ha bu manyak da kim?” Demiştir o gün eminim?

Esas gayesi zaman tüketmek olup, gayet gereksiz ve saçma sapan bir ciddiyetle yapmış olduğum çok alıcı ve uzman gözüyle gerçekleşen bu inceleme gezim esnasında, sitenin eksik ve gediklerini, yıllarca çözüm bulunamamış sorunlarını yerinde görme fırsatım oldu diyebilirim? Yerine getirilecek çözüm önerilerini de, can sıkıntısından kendi kendime not ettim zaten? Bazı düzenlemelerin yapılabilmesi için gerekli fizibilite çalışmaları ve master planlar kafamda canlandı, belleğe işlendi o dakika.

Saatimin yelkovanı akrepten şimdi biraz daha uzaklaşmıştı ki; başkada bir olumsuzluğa rast gelmeden, sahte inceleme ve denetlemelerimi bitirdim böylece. Sadece; sanayinin daha yukarılarında kurulu olup da, Organize Sanayi Bölgesindeki hazır beton santrallerinden harç taşıyan kamyonlara çok kıl oldum bi tek…. Her bir başka kamyon geçmeye, beyaz pantolonumu “biraz daha sarartmaya başladılar!” diye. Gerçi bu işin de rengi başkaymış, sonradan öğrendim? Zamanla yarışırmış bunlar? Nerden bilebilirdim ki oysa, bu emekçi kardeşlerimin böyle yaşadıklarını? Çalışma şekilleri böyleymiş: Tozlu ve hızlı!İkinci düğünün başlamasına, şimdi daha 2 saat var… Gezinirken uzaklardan gördüğüm bir çay ocağına doğru seğirttim az sonra… İçeride hem soğuk su, hem çay, hem de okumaya gazeteler var. Ocakçı, bir gazetenin bulmacasını çözmekteydi yanına vardığımda… Demesine göre; “o gün çok zor sormuşlar?”

Yanına oturup, göz ucuyla öylesine baktım duruma… Bulmacanın dörtte bir kadarını çözebilmiş, onu da iyice bir sallamış manyak!... Devraldım tabi ki derhal! Bulmacada önce hataları düzelttim. Sonrada, 3. Bardak çayım biterken hepsini çözdüm. Derin bir “ohh!” dedim o anda. Çünkü bende bir hastalıktır bu meret; “Başlanılan Bulmacanın Mutlaka Çözülmesi Sendromu.”(?)

Bir Pazar günü; üstelik yalnız başına, kendi yaptığı çayı sadece kendi içen çay ocağı sahibi yaşlı amca, sevindi bu duruma. O hafta içinde çözemeyip ifrit olduğu bütün bulmacaları da buldu getirdi. Hepsini de büyük bir sabırla çözdüm ben. Gitmek için masadan kalktığımda 11 çay parası, 2 pet su ücreti ödedim… Full depo, tam 3 defa tuvalete gittim.

Derken; “artık ikinci düğünün vakti iyice yanaştı” diye düşünüp yola çıktım ki; düğün konvoyları göründü uzaktan… Ben sevindim. Ama az sonra bu sevincimi de kursağımda bıraktılar.

- Allahım, Allahım! Ben nasıl da şanslı bir insanım? Ben nasılda bu kadar kısmetliyim? Böylesi bir yazgı az görünür, kolay yazılmaz?

Dememin tam sırasıdır. Çünkü dövüş çıktı, tam da önümüzde, bu iki farklı düğün salonlarına giden düğün konvoyları arasında! Konvoydakiler bir birbirlerine yol vermemişler mi ne?... Ayağımızın altında ve önümüz sıra uzayıp giden yol, kıyamet gününe döndü bir anda!

Bir birine vuranlar, pes edip kaçanlar, kavgayı ayırmaya çalışanlar?… Arabaların süsünün, gelinin çiçeğinin, damadın papyonunun dağılıp bir taraflara uçmuş hali? Benim, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon tarzında arabuluculuklarım, barış için koşuşturmalarım? Yaşananlar; aniden doğan ama birden bire ve doğaçlama gelişen bir tiyatro oyunuydu sanki?

E tabi, biz de insanız haliyle? Bazen işin bir tarafından da tutmak gerekiyor? Araya girdik!... İşte o anlardı; beyaz pantolonuma harç kamyonlarının bıraktığı tozların sarı lekesi daha da farklı renklere büründü de öyle çıktım ben kavgadan. Benim çok kollamaya çalıştığım bir abinin de, kafasını yardılar zaten! Pantolonumda, sakız gibi beyazın üzerini süslemeyen, çok az renk kaldı geride.

Zaten yakınlarda mıydı bilemedim? Derhal polis geldi.

Ortalık biraz olsun sakinleşip yatışınca, olup-biten kavganın içinde, ikinci bir “beyaz pantolonlu” biri daha varmış?... Beni o sandılar. E, tabi bu kadar aksiyonu bol bir gün içinde bu hatayı da yapmasalar, darılırdım ben zaten kendilerine. Neyse ki, kendimizi ifade ettik. Tek amacımın, sanayi sitelerinde vakit geçirmek ve gitmeyi istediğim ikinci düğüne katılabilmek olduğunu anlattım ben, asayişi sağlamayı başaran güvenlik güçlerine.

Sözlü beyanım uygun görüldü.Artık, salonda düğündeyiz. İçeri girildi. Ve de sanki hiçbir şey olmamış, her şey güllük gülistanlıkmış gibide bir düğündür başladı. Az önce çıkan olayları yatıştırmam esnasında tanışıp samimi olduğum arkadaşlar beni oyuna kaldırdılar. “Ayıp olmasın, gönülleri olsun” hesabı birkaç kuple oynadım, bir kaç figür salladım öylesine?... Fakat tam da, hemen herkes yüzünde gülücüklerle, neşeyle oynayıp ediyordu ki, ben bir şeyin farkına vardım o yüzlere bakarken?

“İyi de, benim bu düğünde tanıdığım hiç kimse yok!”

Gelini tanımıyorum. Damadı tanımıyorum. Kaynanaları ve kayınbabaları, işin aslı; bu düğünde ben kimseyi tanımıyorum.

(Sadece) Gelin; benim liseden sınıf arkadaşım Safiye’nin kızı? Ama ne hikmettir anlamadım, bizim Safiye desen ortalarda hiç yok!

Bu gibi hallerde zehirden farksız(?) çalışan beynimi yokladım hemen… Sorup-öğrenip, damadın ailesinin hangi kişiler olduğunu hemen buldum. Şu anda, damadın babasıyla diyalogdayım; - Hayırlı-uğurlu olsun beyefendi. Çocuklarınıza bir ömür boyu saadetler dilerim. Çok mutlu olsunlar inşallah.

- Sağ olunuz, çok teşekkür ederiz. Hoş geldiniz. Hem zaten Siz gelmeseydiniz halimiz haraptı. Kavgayı da ayırdınız, düğünümüzü barıştırıp birleştirdiniz. Aslan gibisiniz!

- Estağfurullah efendim, onlar küçük işler. Yalnız, bir şey çok garibime gitti? Sormadan geçemeyeceğim?

- Dinliyorum buyurun, nedir o?

- Gelinin annesi benim liseden sınıf arkadaşım olurda?... Onu göremedim ben, her nedense düğünde? Bizim Safiye nerelerde acaba?

- Bir yanlışlık olmasın beyefendi, ne Safiye’si? Benim dünürümün yani gelinin annesinin adı; Hürrem!

- Vallaha mı?

- Evet, vallaha… Hem Hürrem, benim köylüm de olur aynı zamanda. Liseye de hiç gitmedi, ilkokul terk kendisi???

- Anladım efendim. Çuvalladık kanımca… Ben de galiba, “şu andan itibaren sizin düğünü terk.”

- Çok garip konuşuyorsunuz. Söylediklerinizden hiçbir şey anlamış değilim ama siz bilirsiniz?“Allah’ım!... Bana, böylesi emsalsiz ve gün yüzü görmemiş diyaloglar, böylesi de bir dehşet gün yaşattığın, ama beni halendir delirtmediğin için sana çok şükürler olsun!” diyeceğim geldi içimden, çok sesli… Demedim.

Daha fazla oralarda kalıp, olası bir “beyin ölümü gerçekleşmesi”(?) durumuna uğramamak için aceleyle çıktım yanlış düğünden… Eve varınca, ilk iş karta baktım:

Düğün haftayaymış!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.