ÖLÜ TOPRAĞI!

Yeni nesillerde bedii hiç bir zevk kalmadı. Edebiyatın herhangi bir türüyle meşgul değiller. Ne şiir ve romanın büyülü dünyasına dönüp bakıyorlar, ne de musikî umurlarında. Müzik adına dinledikleri; bir takım metalik seslerden, tepinmelerden, yamyam çığlıklarından ibaret. Tarih derseniz, bir yığın masal; yalanla doğrunun iç içe yaşadığı bir gayya, onlar için. Daha çok da yalan… Zamanın ilcaati böyle, deyip işin içinden sıyrılmak kolay. Oysa irfânın ana sütunları bunlar, geçmişle geleceği bağlayacak köprüler. Onlar yıkıldığında cemiyette devamlılık kalmaz! Cemiyet kalır mı? Hayır, cemiyet de kalmaz... Perestiş ettiğimiz Batı, bize göre çok daha muhafazakâr, çok daha değerlerine sahib. Batı'da okumak bir imtiyaz değil, bir mükellefiyet, bir ihtiyaç. Yemek, içmek gibi tabiî bir ihtiyaç. Dün, biraz da bu düşüncelerle, sosyal medyada #Kader romanından aşk hikâyelerinde yeri muhakkak olacak bir mektub neşrettim. Neşretmekle kalmadım, okuyucunun yorum yapmasını kolaylaştırmak için de teşvik ettim. Tek çığlık şâir bir dosttan geldi. Gerisi tam bir ölü sessizliği. Oysa toplamda takibimde olan on bini aşkın insan var. Beğenenler de büyük bir ihtimalle mektubu okumadan beğendi. İliştirdiğim resmin büyüsü veya ayıp olmasın düşüncesi o kadar zahmete değmiş olmalı. Peki niçin yazalım? Bu çorak, bu verimsiz topraklar bu çileli emeğe değer mi? Uykusuz gecelerimiz, doğum sancısına çok benzeyen ızdırablarımız ne olacak? #ElifÖğretmen, bu ülkenin namuslu her insanın ayakta alkışlayacağı bir kitabdır. Zirâ, büyük bir meselenin, tehlikeli bir çatışmanın halli için kaleme alınmıştır: Kürt-Türk kardeşliğini temin, birlikte yaşayabilmeyi kolaylaştırmak. Bin yıl ümmet potasında erimiş iki kardeş kavmi birbirine kırdırmamak. Sırf bu sebeble bile çokça okunması, çokça tartışılması gerekirdi. Göle atılan taş kadar bile bir dalgalanmaya sebeb olmadı. Çünkü göl yok. Cemiyetin üstüne ölü toprağı serpilmiş. Mutfakla tuvalet arasında yaşayan bir garip mahlûk kalabalığı… Ten hazlarından başka haz tanımayan, bilmeyen bir sürü… Ağır oldu, diyeceksiniz; diyebilirsiniz! Fakat hakikat olmadığını da söyleyebilir misiniz? Önünüze istatistikleri yığmayayım. Cemiyet çöküyor, mel’un ve meş’um bazı mihraklar cemiyeti çökertiyor. Göz yummak, alınganlık göstermek bu kötü gidişatı durdurmaz, durduramaz. Kaldı ki, edebi değeri itibariyle de Türkçe'nin en güzel kitabları arasına girmeye namzettir, Elif Öğretmen. Girecektir de. Ama ne zaman, kaç yıl sonra? Yarım veya bir asır yeter mi? Mevzuu Elif Öğretmen ile sınırlamak, dâvâyı baştan kaybetmek olur. Mesele şu veya bu kitab değil: Okumuyoruz!.. Yetişkin başına neredeyse iki telefon düşen bir cemiyetiz. Küçükten büyüğe hemen herkes vaktinin çoğunu bu küçük ekranlarda boğularak geçiriyor. Kim ne yazmış, kim ne demiş, kim ne giymiş, kim ne içmiş kabilinden yüzlerce abes sualin mezbelegâhında ruhlarımız boğazlanıyor, şuurumuz iğdiş ediliyor, farkında değiliz. Fakında ne kelime; çocuklar kadar şen, çocuklar kadar neş’e içindeyiz. Maarif, bu ülkenin hep ön sıra meselesi oldu. Şimdilerde neredeyse tek meselesi halinde. Batıdan devşirme veya dayatma ithâl metaı köhnemiş bir müfredatla Milli Eğitim, bu ülkenin bütün genç beyinlerini tahrib ediyor, kafataslarını boşaltıp cemiyetin içine serseri mayın gibi salıyor. En çok hassasiyet göstermesi gereken AK Parti iktidarı bile dişe dokunur hiçbir adım atmadı, yahut atamadı. Hâlâ “Atatürk ilkeleri”ni tartışıp duruyoruz, birbirleri ile tezâd halindeki bu umdelerle kuyruklarından birbirlerine bağlanmış, her biri bir başka deliğe doğru hamle yapan fareler gibiyiz. İstikameti bu kadar şaşkın bir maarifin şekillendireceği cemiyetten okumasını beklemek yazarın budalalığı. Affedersiniz… Cemiyeti âile ayakta tutuyordu. Onun için de ölüm çanları çalıyor. Kadın ve çocuğu koruma adı altında AB dayatması bir takım kanunlarla âile çökertiliyor. Bir önceki makalede mevzu edinmiştim, lütfedip bakabilirsiniz. Hukuk ve âdalet ise can çekişiyor. Militanlaştırılan, resmî ideolojinin bekçiliğini adalet olarak meşk etmiş bir yargı, adalete olan inancı yerle bir etti. Yargı üzerinden devletin varlığı tartışmaya açık hale getirildi. Adalet tevzii için kullanılması gereken devlet gücünün keyfileşmesi devleti her türlü tenkidin hedefi yapar, millet ile devletin arasındaki büyük uçurumu daha da derinleştirir. İfâdesi bile tüylerimi diken diken eden bir takım iç çatışmalar için tek kıvılcımın yeteceği bir zemine cemiyeti sürüklemek; körleşmektir, şuuru rafa kaldırmaktır. Henüz yol bir uçuruma varmamışken cemaat ve tarikatlar, devleti kendi meseleleri ile başbaşa bırakıp aslî vazifeleri olan insan yetiştirme dâvâsına dönmeliler. Bu devir, cemaat ve tarikatları körle yatıp şaşı kalkanlara çevirdi. Dünya nimetleri herkes gibi onları da bozdu, savruldular. Ama artık yeter. İntibah için İsraf’ilin suruna gerek yok. Uyanınız!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberler Ankara editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberler Ankara değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs aşısı çıktığında yaptırmayı düşünür müsünüz?