BİR ALBÜM TANITIMININ KAMERA ARKASI

Bilgenin yüreğinde her dilek,Anka kuşu gibi gizli gerek.Damla nasıl inci olur denizde:Sedefler içinde gizlenerek.(Ömer Hayyam)

Bundan tam 1100 yıl önce, adının anlamı "çadırcı" olan bir büyük şair etti bu sözleri... İlk yazıldığı o vakitlerde nasıl anlamlandırılmış, nasıl yorumlanmıştır bu dörtlük bunu bilemem amma, bugünkü anlamı; "dilekleriniz de, kendinizde, adam gibi olsun" manası taşır bu sözler bence.Şükür... Dileklerimiz halis oldu her daim bu dünyada. Başarabildiğimiz, yapabildiğimiz kadarıyla da; kibir, başka birini hakir görmek, haset, fesat, kıskançlık ve bu ve benzeri hasletleri uzak tutmaya çabaladık iç dünyamızdan. Bunları yapıp, yerine getirebildiysek de; ne mutlu bize..Epey zamanlardır sanat ikliminin içerisindeyim. Yukarıda bahse konu kötü hasletlerin her türlüsünü türlü ortamlarda da çeşitli vesilelerle de görmüş biri... İnsanlar başaran ya da başarılı bir insanı takdir edip beğeneceklerine, ona değer vereceklerine, ilgili kişiyi paçalarından çekip aşağıya almak tarafını benimsiyorlar bu ülkede her nedense? Bunu yapamayanlarda dedikodusunu yapıyor ya da her türlü kötü eleştirisini... Veyahut bu kişi, az önce yazılıp tekrarlanan davranışlara maruz kalıyor en azından.Ama biz Hayyam gibi, haksızlığın ve adaletsizliğin karşısında, yardıma ihtiyacı olanların yanında olan tarafdayız.

Mal mülk düşkünleri, rahat yüzü görmezlerBin bir derde düşer, canlarından bezerlerÖyleyken, ne tuhaftır, yinede övünürOnlar gibi olmayana "adam" demezler.(Ömer Hayyam)

* * *

Çok Kıymetli Arkadaşımız, gönlüyle, yüreğiyle dünyaya güzellikler katmaya çabalayan bir Kardeşimiz olan Ayşe Öğretmenimiz için de geçerli oldu bu yazılanlar... Kendisi, içinde toplamda 16 türkü bulunan bir müzik albümü çıkardı ortaya büyük uğraşlarla. Yokluk ve çaresizlik içinde yalnız kaldığı, karşısına çıkan sorunlarla tek başına mücadele ettiği içinse de benim gönlüm razı olmadı onun bu kimsesizliğine. Yanında oldum mecbur. Yaptığım her ufacık iyilik, bu albümün tanıtımının başarılı olması için kendisine sunduğum o ufacık, zerre kadar da olsa katkı, bu Kıymetli Kardeşime anamın ak sütü gibi helal olsun... İyi dostlar, böylesi zor günler için vardır çünkü.E, tabi; bu her türlü stresi, çabası ve sıkıntısı olan zamanları onunla birlikte göğüslemeye çabaladık, bir kaç yakın Can Dostla... Başımıza türlü türlü olaylar, bu sıkıntıların içinde gülmekten yerlere yatılacak durumlar da geldi. Öyle zamanlar oldu ki; sinirden ağlayacak hallere düştüğümüz durumlarda az sonra birden bire olan bir durum karşısında gülmekten ağladık! Delilik parayla pulla mı? Bizim iklimimiz, yaşadığımız bölge sebebiyle zaten çok açık; delilikle sıyırmışlık arasında olan o garip ve gözle görülmez, elle tutulmaz, bulunmaz merhaleye.

* * *

Yapılacak tanıtım organizasyonundan günler önce başladık biz faaliyetlere. Giresun'un en seçkin ve başarılısı olan bir reklam şirketindeyiz şimdi... Olayın göze hoş gelmesi için lazım gelen görsellerinden olan afiş, poster, davetiye ve buna benzer bilumum üretimler için ilgili grafiker arkadaşımızla şirkette bilgisayar başında çalışırken; ben Ayşe Öğretmene dedim ki; "Ayşe, zaman kaybımız olmasın, bize şu düzenlediğimiz davetiyeleri içine koymak için 150 tane zarf al da, gel."

Ayşe gitti... Bir büyük kırtasiyeciye girmiş bu, bu iş için. Orada, tam da istediğimiz gibi olan fıstık yeşili zarflardan da bulmuş, 150 tane kadarda almış.Tam bu esnada bir yaşlı Teyze yanaşmış Ayşe'nin yanına... Aralarında geçen olmaz olası diyalogsa aynen şöyle devam etmiş;- Gız gızım, ne yapacaan bu kadar zarfı? Yoksa sen evleniyo musun?(Belli ki Teyzem meraklı bir tip. Biraz da safça, uçuk-kaçık... Ama bizim Ayşe ondan da kaçık)"Evet Teyzem" demiş bu... "Evleniyorum. Çok mutluyum.." Teyzem devam etmiş sorularına;- Hayırlı olsun Kızım, kimlerden aldığın çocuk, nereli? Buralı mı?(Dedim ya? Kadın bildiğin deli ama bizim Ayşe ondan da deli! Kadını kafaya almaya devam etmiş.)- O anda hatırına gelmediğinden Nijerya'yı biraz değiştirerek: -- Ninja'lı bizim Herif Teyzem... Ninjalı!(Kadın afallamış hiç duymadığı bu yer yüzünden. Sormuş yine;)- Urası da neresi Gızım? İlk defa duyuyom böylesi bir memleket. Ne yana düşüyor bu Ninja?(Ayşe, kafa bulmaya devam ediyor;)- Konya'nın az aşşaası Ana... Zenciler var hep orda.(Kadın daha bir şaşırıyor. Sorular ardı ardına geliyor bu kez.)- Peki ya Kızım, sen bu herifi nerden buldun böyle? Çok mu esmer bu? Ya da bildiğimiz zencimi nişanlın? Ne iş yapıyu?(Ayşe, kafa yapmadaki limitleri sonuna kadar zorlayarak:)- Paraşütçü Ana bu Adam. Paraşütçü gendisi.(Teyzem dumur hallerde... Artık sohbeti normal hale almanın da bir mümkünü kalmadan;)- E peki, siz nasıl tanıştınız buniylen?... Uçarken mi, gaçarken mi?Dükkandaki herkes bu saçma sapan ama en uçuğundan uyduruk muhabbeti kahkahalarla dinlerken, Ayşe son sözünü söyleyip, sesinin en yüksek tonuyla gülerek dışarıya zor atmış kendisini;- Gaçarken Güzel Anam, gaçarken. Aha şimdi ben de kaçtım. Zarfları bekler bizim Hikayeci... Çüüüüüzzzzz. Görüşürüüüüzzz.(Teyzem, şakınlıklar içinde;)- Hikayeci de kim yaaa? Paraşütçü değilmiydi seni bekleyecek olan?

* * *

Sonrasında, kahkahalarla olanlara biz de güldük tabi... Her zamanki mekanımız Masal'da buluşup otururken bu konu anlatıldı defalarca. Giresun'umuzun gülü Yavyum Eytuğyuy Abi, yine bu zaman dilimi içinde bahsi geçen (nerden icap ettiyse) "sütlü nuriye" tatlısı hakkında;- İşte şimdi biy tatlıyı hak ettiniz Mendabuylay... Duy şuydan bi Şütlü Nuyiye kapıp da, geliim.Diyerek bizi terk etti ve gitti.Yolda, tatlının adını unutmuş bu gözünü sevdiğim... "Ulan, Naciye'miydi bu? Huriye miydi yoksa Necmiye miydi?" sorularını kendi kendine sora sora pastaneye girmiş. Orda da önüne ilk gelen tezgahtara demiş ki;- Ula Oğlum! Huriye-Naciye, bana şurdan hangisinden bulursan verde, alıp gidiiim ben!Büyük Allahım? Nasıl bir delilik kuşağıdır burası! Çocuğun tavrı hepten bir manyakça olmuş;- Yaaaa git Dayı yaaa! Burası ahlaklı ve edepli bir müessese. Garı satmıyoz biz burda!... Pasta-datlı satıyoz!

* * *

Bu delilik yağmuru altında çalışmalarımız sonraki günlerde de devam etti.(?) Ben, albüm tanıtımında verilecek olan canlı müzikli konser durumları ve profesyonel bir ses düzeni için ilgili Üç firmayla temasa geçtim. Fakat aradığım ilk telefon numarasında ise "dakka bir gol bir" durumuna düştüm. Aradığım firmanın ekipleri bilmem ne köyünde, "cami hoperlörü" tamirine gitmişler. Sordum tabi haliyle, "peki beyefendi, ne zaman işiniz biter, Giresun'a ne zaman gelebilirsiniz? Nasıl görüşürüz?" diye. Adam cevap verdi;- Abi günlerdir uğraşıyoruz bu köyde. Nasıl bir belalı işe bulaştıysak, tamiratı yapamayıp, sorunu bir türlü bulamıyoruz elektirik tesisatındaki. İnan artık köyde bütün ezanları bile ben okuyorum her vakit, elimde bir eski megafonla! İmam bize kızıp, köyü terk etti çünkü 3 gündür!Allahım, sen bana sabırlar ver. Bu kadar deliyle her böylesi zamanlar geçirmem için, ben sana karşı nasıl bir günah işledim? Çok çocukken, boyu çok kısa olan bir köylü kadınının sırtındaki şelekten* bir-iki tane incir çaldıydım, arkasından sinsi gene yaklaşıp?... Ondan mıdır acep başıma halendir gelen bu işler?

* Şelek: Doğu Karadeniz bölgesinde kullanılan küçük örme sırt sepeti.

* * *

Bir başka iş için yine bir telefon diplomasisi yapmam gerekti. Bir numara aradım cep telefonundan. Olmaz olası diyalog doğaçlama şöyle gelişti, o abiyle de benim aramda;- Alo, iyi günler beyefendi, kolay gelsin. Biz sizi albüm tanıtımımız için vereceğimiz ikramlar için aramıştık?- Buyurun doğru adrestesiniz, ben Ayben. Nasıl yardımcı olabilirim?- Ayben mi! Ama ilgili o kişinin, bir hanımefendi olması gerekmiyor mu? Yani siz değil.- Yok be Kardeşim. Adımı doğuştan böyle koymuşlar işte? Yapacak bişii yok!- Yaa Abi yaa? Ailenin sana doğuştan bir gıcığımı vardı yoksa? Hiç mi istemediler yoksa en baştan beri sizi? İstenmeyen çocuk durumu mu?- Ne biliim ben Kardeşim! Siz de bayaa bi açık sözlüymüşünüz! Çattık valla!

* * *

Derken, yapacağımız organizasyon için İstanbul'dan Anadolunun şu anda ayakta ve sağ olup, yürüyen son ozanlarından Ozan Gezgini Babamız geldi. Tam da memleketteki sanat iklimi üzerine gonuşuklar yapıp, söyleniyorduk ki, Gezgini Baba son noktayı koydu kahkahalar eşliğinde konuya. Dedi ki;- Yaa Kardeşim. İstanbul'da bizim oturduğumuz semtte bazen kavgalar oluyor, bir mahalle sopalarla, döner bıçaklarla bir birine giriyor, bu durumda olaya müdahale eden polis sayısı 3... Ben bir konser veriyorum, bir gün meraktan saydım gelen polis sayısı 33

Ovada her kızıl lalenin teniBir padişahın kanıyla beslendiYerden biten şu mor menekşe yok mu?Bir güzelin yanağındaki bendi.(Ömer Hayyam)

* * *

Bu albüm: Ayşe KARAÇAM'ındı... Adı: "Gitme Sevdiğim" dir.Alın..Dinleyin... İyi bir şey yapmış olacaksınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.