ÜLKEMİZ EKONOMİK, SİYASAL VE SENDİKAL YAŞAM AÇISINDA ZOR BİR DÖNEMDEN GEÇMEKTEDİR

Ülkemiz oldukça zorlu bir süreçten geçerken bu süreçte Türkiye siyasi alanda iki genel seçim ve bir halkoylaması yaşadı. 15 Temmuz 2015’te Türkiye, iktidar eliyle yıllardır beslenerek büyütülen yasadışı bir örgütün TSK içerisine yerleştirdiği bir grubun kanlı bir darbe girişimine tanık oldu.

Ne yazık ki ne iki genel seçimden ne de halk oylamasından kamu emekçileri ve sendikal hareket açısından olumlu sonuçlar elde edilemedi. Aksine sendikal hareket özellikle OHAL uygulamalarından büyük bir yara aldı.

Sandıktan tek başına iktidar çıkmayan Haziran 2015 seçimlerinin iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı tarafından hazmedilemeyip, ülkenin Kasım 2015’te yeniden seçime götürülmesi ve bu seçimden tek parti iktidarının çıkması ülkeyi karmaşadan çıkaramadı. Aksine bu sonuç yeni karmaşaların ve toplumsal çatışma alanlarının oluşmasına yol açtı.

15 Temmuz darbe girişimini, özlediği otoriter rejimi fiili olarak kurmak için bir fırsat olarak değerlendiren AKP hükümeti OHAL ilan etti. AKP iktidarı darbelere ve darbecilere karşı daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok hukukla mücadele etmek yerine, tüm toplumu baskı altına alma, tüm muhalifleri sindirme politikalarına sığınmayı seçti. Ne darbe girişiminde bulunan terör örgütüyle ne de darbe girişimiyle hiçbir ilgisi bulunmayan ancak iktidarın kendisine muhalif gördüğü isimler de kamudaki işinden atıldı. Mesleklerini yapmaları engellendi. Anayasaya açıkça aykırı olarak OHAL’in gerektirmediği alanlarda kanun hükmünde kararnamemeler düzenlemeler yapılarak TBMM’nin yetkileri Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’ya aykırı bir şekilde kullanıldı. Anayasa Mahkemesi de açıkça Anayasa’ya aykırı olan bu KHK’lar hakkında açılan davaları, önceki kararlarının aksine görüşmedi.

Türkiye bu baskı ortamında 16 Nisan 2017 tarihinde önemli bir Anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylamasına gitti ve YSK’nın yasaya açıkça aykırı olarak aldığı tartışmalı bir kararla, bir süredir zaten fiilen yok edilmiş olan parlamenter demokratik sistem ve kuvvetler ayrılığı Anayasa’dan da silindi. Türkiye partili Cumhurbaşkanlığına geçerken, eğer bir erken seçime gidilmez ise Kasım 2019’dan itibaren de yürütme, yasama ve yargının tek elde toplandığı yeni bir rejime Anayasal olarak da geçmiş olacak.

Türkiye bundan sonra tek adam rejiminin, diğer bir ifadeyle otoriterleşmenin yasal alt yapısının oluşturulacağı bir gündemi yaşayacaktır. Uyum yasaları adı altında getirilecek düzenlemeler anayasa değişikliğiyle temeli atılan otoriterleşme duvarının yapı taşlarını oluşturacaktır.

Anayasa değişikliği ile yapılan rejim değişikliğinin olumsuz etkilerini ilk kamu çalışanları yaşayacaktır. AKP iktidarının parlamenter rejimde yapmaya cesaret edemediği kamu personel rejimindeki değişiklikler, yeni rejimde cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kamuoyunda hiç tartışılmadan gerçekleştirilecektir. Kamu personeli bundan sonra sürekli “OHAL” koşullarında çalıştırılacaktır.

Kamu çalışanları 2015 yılında yapılan ve 2016-2017 yıllarını kapsayan, 2017 yılında yapılan ve 2018-2019 yıllarını kapsayan toplu sözleşme sürecinde yeni kazanımlar elde edememiştir. İktidar ile gerek yasalardaki adaletsizlik gerekse de iktidarın koruma ve kollamasıyla toplu iş sözleşmesi masasında kamu çalışanlarını temsil eden konfederasyon arasına yapılan toplu görüşmelerden kamu çalışanları ne yeni sosyal ve mali haklar alabilmiş ne de özlük halkalarıyla ilgili yeni ilerlemeler sağlayabilmiştir.

Kamu emekçilerinin örgütlenme hakkı, grev hakkı, taşeronlaşma, kamu hizmet alanlarının tasfiye edilmesi ya da tümüyle ticarileştirilmesi, işe alma, atama ve görevde yükselmelerde egemen olan partizanlık, adam kayırmacılık gibi sayılamayacak daha birçok sorun görüşme masasında konu bile edilememektedir.

Darbe girişimi, kamuya personel alımlarında partizanlığın meşru gösterilmesinin de yolunu açmıştır. Örneğin avukatlar arasından hâkim alımlarında açıkça AKP üyeleri seçilmiştir. Kamu çalışanlarının işe alınmalarında AKP il ve ilçe örgütlerinin etkinliği artmıştır.

Darbe girişiminden önce AKP hükümeti, kamu personel rejiminde, kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldıracak, kamu görevlilerinin işe alımında hükümete “holding patronu” gibi davranma olanağı sağlayacak değişiklikler yapma hazırlığı içerisinde bulunuyordu. Gerek Cumhurbaşkanı gerekse de hükümet sözcüleri bu konuda kamuoyuna çeşitli açıklamalarda bulunmuştu. Ancak OHAL ilanıyla birlikte hükümet kamu personel rejiminde yapmayı planladığı değişiklikleri, Anayasa’ya aykırı olarak OHAL KHK’larıyla kullanmaya başladığı için bu düzenlemeler yapılmamıştır.

Eğitim ve sağlık gibi en temel kamu hizmetlerinin tümüyle güvencesiz “sözleşmeli” personel eliyle yapılmasına yönelik adımlar atılmıştır. Özellikle eğitimde uygulanmaya başlanan sistemle, iktidar partisinin siyaset ve ideolojisine aykırı düşünceler içerisinde bulunan öğretmen adayları önce sözlü sınavda elenmekte, sözlü sınavda gözden kaçanlar da ileriki yıllarda “performans” ve benzeri tekniklerle kamudan uzaklaştırılmaktadırlar.

Anayasa değişikliği ile kamu çalışanlarının, özlük haklarını ve çalışma koşullarını etkileyecek düzenlemeler yapma konusunda Cumhurbaşkanına verilen yetkiler, önümüzdeki dönemde kamu emekçilerinin yeni kazanımlar elde etmek bir yana, mevcut kazanımlarını da kaybetme tehlikesini gündeme getirmiştir.

Ülkemiz, tarihinin en büyük ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarıyla karşı karşıya bulunduğu bir dönemden geçmektedir. Uluslararası sermayenin sömürü amacıyla ülkemizde uygulamaya koyduğu özelleştirme, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma dayatmaları sonucunda ulusal sanayimizin ve ekonomik bağımsızlığımızın güvencesi olan Cumhuriyetin birikimleri özelleştirme adı altında yağmalanmakta ve peşkeş çekilmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi kapitalizmin yarattığı buhranla ülkemizde de ekonomik krizin ayak sesleri duyulmaktadır. Toplumsal huzuru ve barışı ancak kalkınmış bir ekonomiye sahip ülkede, ekonomik kalkınmışlık ise yurttaşları arasında adil gelir paylaşımı olan demokratik bir ülkede olabilir.

AKP iktidarı döneminde; yasa, torba yasalar ve yönetmelik değişikliği ile kamu alanında birçok değişiklik yapılmıştır. AKP iktidarı, uzun süredir "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda" değişiklik adı altında "Kamu Emekçilerinin" başta iş güvencesi olmak üzere tüm kazanımlarını yok etmenin fırsatını kovalamaktadır. Ancak kamu emekçilerinin ücretli köle yapılmasına karşı demokratik meşru mücadelemiz kararlı bir şekilde sürdürüldü. Böyle bir olumsuz ortamda, emekçilerin sendika özgürlüğü, grev ve toplu sözleşme hakkı, mali ve sosyal hakları için meşru mücadelesini sürdürürken iktidarın ve OHAL rejiminin tüm baskılarına karşı kararlılık gösterildi.

Ülkemiz ve ulusumuz adına bu dönemde üzülerek belirtmeliyiz ki Cumhuriyet tarihinin en ağır tehlikeleriyle karşı karşıya kalınmıştır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tartışılmakta hatta Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Atatürk Devrimleri tahrip edilmektedir. Laik, demokratik, sosyal hukuk devletini kuran ve ülkemizi bilimsel ve çağdaşlık yolunda ilerleten kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e saldırılar doruk noktasına çıkmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ne, ülkemize, ulusumuza, birliğimize ve bütünlüğümüze yönelik saldırılar tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Ancak onların bilmediği aydınlığa karşı tarihin hiçbir döneminde karanlık güçler başarılı olmamıştır. Türk Ulusu, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde Tam Bağımsız, Demokratik ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attığı gibi Cumhuriyete, Demokrasiye, Devrimlerine sahip çıkacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Atatürk Devrim ve İlkeleridir. Atatürk ilke ve devrimlerinden asla ödün vermeyeceğimiz gibi Cumhuriyetin, laikliğin ve demokrasinin kazanımlarını sonsuza kadara yaşatacağız. Bu felsefenin takipçisi olarak cumhuriyeti, laik ve çağdaş yaşamı büyüterek ülkenin kalkınmasını sağlayacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk milletine gösterdiği akıl, bilim ve laik cumhuriyetin, çağdaş, uygar bir Türkiye düşüncesinin ve eylemlerinin takipçisi olacağız.

Emeğimiz, demokrasimiz ve cumhuriyetimiz için mücadele etmek amacıyla kurduğumuz Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş; yapılan bütün baskı, tehdit ve engellemelere inat emek mücadelesinin ve kamu sendikacılığın etkin ve saygın örgütü olarak her geçen gün büyüyerek yoluna devam ederken kamu emekçilerinin iş güvencesini ve kazanılmış haklarını sonuna kadar koruyup geliştirilmesi için gereken mücadeleyi sürdürecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Kütük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.