DİVAN

İçinizde duygudurum çözümlemesi sevmeyen yoktur sanırım. Özellikle karşı tarafın nasıl hissettiğini, neler yaşadığını, nasıl davranacağını anlayabilmek çok işe yarar bir beceridir. Hele bir de duygudaşlık kurabiliyorsanız, değmeyin neşenize. Artık siz bir insan sarrafısınızdır. Bu özelliklere iye olması gereken bir iş dalı da psikologluktur. Karşılarına sorunlarla gelen insanların içinden çıkamadıkları durumlara karşı deneyimlerini de kullanarak, onları daha sağlıklı birer birey durumuna getirmeye çalışırlar. Bazıları kısa süreli bazıları ise uzun süreçlerde iyileşme gösterir. Kimisi de yalnızca dert ortağı olsun diye psikoloğa gider. Nedenleri çeşitli olabilir.

Peki ya onları dinleyen kimse var mı? Sonuçta onlar da insan ve hem özel hem de iş yaşamlarında sıkıntılar yaşıyorlar. Üstelik hastalarına bunu söylemiyorlar da. Yani bir psikoloğa gittiğinizi varsayalım, size “bugün kötü bir gün geçirdim. Seni başka bir saate kaydıralım.” ya da “biraz da sen beni dinle bakalım.” dediğini duymazsanız. Bazıları başka uzmanlardan yardım alabilir bu durumda. Hele ki hasta doktor özel ilişkisine ufacık bir leke bile sürülmesine katlanamazlarken, aksi düşünülemez de. En iyisi bir başka uzmana gitmek.

Betikte yer alan başkişimiz bir psikolog ve çeşitli insanlar türlü sorunlarıyla uzmanımıza gelmektedir. İçlerinden biri de eski bir psikologtur ve hastalarından birine uyguladığı özel bir yöntem yüzünden mesleğinden uzaklaştırılma sorunuyla baskı altındadır. Ya da değil mi acaba? Yaşlı psikoloğun yaşadıklarından ve deneyimlerinden yola çıkan başkişimiz ise, kendi hastalarında değişik yöntemler denemeye başlıyor. Ama öyle bir kadın hastası üzerinde bunu denemeye kalkıyor ki, baltayı taşa vurdu diyebiliriz. Peki sizce bunun üstesinden gelebilmiş midir? Yoksa kadının fendi erkeği yendi mi yine? Peki ya uzman sizken, birden karşı tarafın oyununa kurban gittiğinizi anlasanız neler hissederdiniz? Ya hastalarınızdan biri size, sivil yaşamda, geri çeviremeyeceğiniz kârlı bir anlaşmayla gelse, bunu doktor hasta ilişkisine hakaret mi görürsünüz, yoksa iş iştedir, sivil yaşam ayrı bir olaydır mı dersiniz? Kurgu çok sağlam. Yazarken bile yeniden okuma isteğim uyandı desem, abartmış olmam.

Irvin D. Yalom, Divan’da, psikologları bu kez gözler önüne seriyor, onların gözünden bize onların deneyimlerini aktarıyor. Tüm çıplaklığıyla neler yaşabileceklerini, hasta doktor ilişkisinde ne kadar ileri gidebileceklerini, birinin iyileşmesi için kendilerinden nereye kadar ödün verebildiklerini ve saplantılı hastaların eşlerinden neler çekebileceklerini çok güzel bir dille yazmış. Öyle ki, hem onların nasıl bir tutum sergilediklerini okuyor hem de kendinizi irdeliyorsunuz. Bir yandan da çevrenizde o tipteki kişileri gözünüzün önüne getirmeye başlıyorsunuz. İş yerinde, sokağınızda, belki de aile içinde gözlem yaparak, davranışların ardındaki gerçek nedenleri daha iyi kavrıyorsunuz. Yazarın kendisi de bu alanda çalışmalar yapmıştır ve oldukça çok yönlü birisidir. Bu da etkileyici bir şekilde yazdıklarına yansımış.

Betik oldukça akıcı ve merak çelici ilerliyor. Betleri peşi sıra çevirirken, bölümlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz ve bitmesini de istemeyeceğinize eminim. Ben istememiştim. Eğer siz de psikolojiye merak duyuyorsanız, okumanız gerekenler arasında “Divan” da mutlaka bulunmalı. Ayrıntı yayınlarından çıkmıştır.

Hepinize bol okumalı günler dilerim. Sevgiyle kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tolga Ziyagil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.