Kentleşmenin Çevre Kirliliğine ve Ekolojik Dengeye Etkileri

Kentleşmenin Çevre Kirliliğine ve Ekolojik Dengeye Etkileri

Kentleşmenin günümüzde çevre kirliliğinde ve ekolojik dengede yarattığı olumsuz etkileri yadsınamaz bir gerçektir. Bu noktada çevre kirliliğine yol açan etkenleri incelemeden önce kentleşme kavramının üzerinde durulmasında yarar vardır.

Kentleşme bir süreç olarak kabul edilmesi gereken bir olgudur. Zira toplumun çatısı niteliğindeki devlet, ekonomik olarak gelişmeye tabi oldukça, söz konusu ekonomik gelişmeyle beraber nüfusun büyük bir çoğunluğunun kentlerde toplanması kaçınılmaz olmaktadır. Dolayısıyla kentleşme, bir devlet yapısı içinde toplam nüfusu oluşturan insanların, kentlerde bir arada yaşaması ve kentsel alanların gelişme süreci olarak tanımlanabilmektedir.

Kentlerde nüfus yoğunluğunun artması ve buna bağlı olarak da mevcut kentlerin büyüyüp gelişmesi, kentleşme kavramının temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Yeni yerleşim birimlerinin oluşturularak toplumun büyük bir çoğunluğunun bu bölgelerde yerleşik hayatına devam etmesi başta toplumsal olmak üzere; ekonomik, kültürel ve çevresel bazda pek çok sorunun da meydana gelmesine neden olmaktadır.

Kentleşmenin ortaya çıkardığı sorunlara genel anlamda bakıldığında; işsizlik, gecekondulaşma veya günümüzde çarpık kentleşme olarak adlandırdığımız olgu, çevre kirliliği, gürültü kirliliği, ışık kirliliği ve kültürel uyumsuzluk gibi pek çok sorunun ortaya çıktığı görülmektedir.

Kentleşmenin meydana getirdiği tüm bu olumsuzluklara rağmen, insanların büyük şehirlerde bir arada yaşaması aslında doğal bir süreci ifade etmektedir. Bu süreçten kaçış kısa vadede pek mümkün olarak görülmemektedir. Bu noktada asıl üzerinde durulması gerekenler ise kentleşmenin meydana getirdiği bu tür sorunların ne şekilde ve hangi yöntemler izlenerek minimum seviyeye indirgenmesidir.

Bu doğrultuda spesifik bir alana yoğunlaşmak gerekirse kentleşme süreci sonunda yaşanan çevre kirliliğini önlemek adına harekete geçilmesi gerekliliği, içinde bulunduğumuz dönemde bir gereklilikten öte zorunluluk halini almıştır. Dolayısıyla çevre kirliliğini önleyici tedbirlere geçmeden önce de çevre kirliliğini oluşturan faktörlerin bir kez daha göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.

Çevre Kirliliği

Çevre kirliliği en geniş tanımı itibarıyla çevrenin doğal olmayan bir şekilde insan eliyle bozulmasını ifade etmektedir. Ekolojik dengeyi veya ekosistem olarak adlandırdığımız çevreyi bozma eylemleri de kirlenme olarak nitelendirilmektedir. Kirlenme şeklinde tabir edilen olguların vuku bulması halinde meydana gelen temel sorunlar;

·        Toprak kirliliği

·        Hava kirliliği

·        Su kirliliği

·        Gürültü kirliliği

·        Işık kirliliği

·        Plastik kirliliği

ve benzeri sorunlardan oluşmaktadır. Nitekim bu sorunlar, içinde bulunulan zamanın tüketim ve kullanım alışkanlıklarına göre farklılık gösterebildiği gibi yeni kirlilik türlerinin de ortaya çıkabilmesine neden olmaktadır.

Şehirleşmenin çevre kirliliği üzerinde etkilerinin büyük olduğu aşikârdır. Çünkü doğanın ekolojik dengesinin bozulmasında hemen hemen bütün sorumluluk insanoğluna aittir. Bu noktada şehirleşme ile kentlerin sebep olduğu hava kirliliğini ayrı bir pencerede irdelemek gerekir. Her ne kadar şehirleşmenin tüm kirlilik türlerinde büyük etkisi olsa da hava kirliliği dünyamız üzerindeki ekolojik dengenin bozulmasında önemli bir etkiye sahiptir.

Hava kirliliğinin kaynaklarını doğal ve doğal olmayan şeklinde iki başlık altında toplamak mümkündür. Hava kirliliğinde doğal kaynaklar; yanardağ ve volkan faaliyetleri, orman yangınları ile bitki örtüsünün tahrip edilmesi gibi insan kontrolü dışında gerçekleşen eylemlere tabidir. Öte yandan doğal olmayan hava kirliliği kaynakları ise; insanların bilinçli veya bilinçsiz faaliyetleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bunların başlıcaları; konutlarda ısınma amacıyla yakıt kullanımı, sanayi ve üretim faaliyetleri sonucu oluşan atmosfere salınan zehirli gazlar, kentleşmenin beraberinde getirdiği trafik kaynaklı kirlilikler olarak görülebilmektedir.

Şehirlerde Enerji Tasarrufu

İnsanların neden olduğu yani yapay hava kirliliği olarak nitelendirdiğimiz konulara kısaca değinmek gerekir. Bunların en başında ele alınması önem arz eden konulardan biri ısınmadan kaynaklanan hava kirliliğidir. Kış aylarında ısınmadan dolayı kaynaklanan hava kirliliğinin belli başlı sebepleri mevcuttur. Bunlar;

·        Konutlarda ısınmada kükürt, kül ve nem oranı yüksek ancak kalori değeri düşük kömür içeriğine sahip kalitesiz yakıtların kullanımı

·        Yanlış yakma ve tutuşturma tekniklerinin kullanımı

·        Söz konusu zehirli gazların atmosfere salınımında gerekli filtreleme uygulamalarının yapılmaması

Gibi nedenlerdir. Dolayısıyla konutlarda ısınma kaynaklı hava kirliliğinde yakılan yakıtlardan atmosfere salınan karbonmonoksit (CO2), kükürtdioksit (SO2), azotdioksit (NOx) ve partikül maddeler (is, kurum ve toz) gibi bileşenler etkili olmaktadır. Bu noktada çevre kirliliğinde ve özellikle hava kirliliğinde önleyici tedbirler alınmak istendiğinde verilmesi gereken ilk öncelik bu gazların atmosfere salınımının mümkün olduğunca minimum seviyeye indirilmesi gerekmektedir. Bunun için de uygulanabilir pek çok yöntem ortaya çıkmaktadır. Bu yöntemler arasında en dikkat çekici uygulamalardan biri de şüphesiz konutlarda enerji tasarrufudur.

Konutlarda veya şehirlerde enerji tasarrufu sağlanması konusunda günümüzde pek çok uygulama hayata geçirilmektedir. Bunlar arasında ilk akla gelen muhakkak mantolama ve yalıtım faaliyetleridir. Mantolama ve yalıtım uygulamaları son yıllarda devletin resmi organları ile de ülkemizdeki vatandaşlar açısından zorunlu hale getirilmiştir. Bu uygulamalar neticesinde hedeflenen, konutlarda yalıtım uygulamasıyla ısınma konusunda daha az enerji kullanılmasıdır. Bunun hem ekonomik getirisi olduğu gibi hem de hava kirliliğini önlemede büyük önem taşıdığı aşikârdır. Nitekim mantolama ve yalıtım uygulanan konutlarda daha az enerji kullanımı yapılması demek, ısınma amaçlı yakılan yakıtlardan çıkan zehirli gazların daha az olacak şekilde atmosfere salınması anlamına gelmektedir.

Konut ve kentleşme üzerine hava kirliliğinin önlenmesi adına dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da planlı kentleşmenin uygulanmasının gerekliliğidir. Nitekim yapılan araştırmalar neticesinde çarpık şehirleşmenin hava koridorlarını kapatması, şehirlerdeki hava kirliliğinin büyük bir bölümünü oluşturması dolayısıyla üzerinde durulması gereken bir konudur.

Bu konuyu daha detaylı bir şekilde irdelemek gerekirse, çarpık şehirleşmenin temel unsuru olan binaların düzensiz bir şekilde inşa edilmesi, binalar arasında rüzgâr akımının sağlanamamasına neden olmaktadır. Çarpık kentleşme dolayısıyla binalar arasındaki hava sirkülasyonunun yetersiz kalması, hava kirliliğinin daha da yoğunlaşmasının temel sebeplerinden biridir. Dolayısıyla planlı şehirleşmenin gerekliliği, sadece toplumsal hayatın akışını kolaylaştırmak veya şehirlerin estetik bir görünüme ulaşmasını sağlamaktan ibaret değildir. Planlı şehirleşme sayesinde konutlar arasında hava sirkülasyonunun sağlanarak, hava kirliliğini önlenmesi mümkün olmaktadır.

Trafikten Kaynaklanan Hava Kirliliği

Kentleşmenin kaçınılmaz bir sonucu da muhakkak kalabalık insan topluluğunun trafikte kullandığı ulaşım araçlarından salınan zehirli gazların hava kirliliğine yol açmasıdır. Motorlu karayolu taşıtlarının havaya saldıkları kirletici gaz ve partiküllerin meydana getirdiği olumsuz tablo günümüzde hemen hemen bütün ülkeler tarafından net bir şekilde okunmuştur. Dolayısıyla trafikten kaynaklanan hava kirliliğini önlemede pek çok alternatif yöntem uygulamaya geçirilmiştir.

Bir insanın günlük yaşamda soluma ihtiyacı olan 15 metreküp temiz havayı, yalnızca bir adet motorlu karayolu taşıtının sadece 10 dakikalık bir süre içinde insan sağlığı açısından tehlikeli bir hale dönüştürmesi dikkat çekicidir. Zira günümüzde trafikte aktif olarak kullanılan taşıt sayısı göz önünde bulundurulduğunda ne kadar vahim bir hal içinde olduğumuz bir kez daha yüzümüze vurmaktadır.

Bu durumda trafikte fosil yakıtlar kullanan motorlu taşıt sayısının azaltılması trafikten kaynaklanan hava kirliliğini önleyebilecek en etkili çözümdür. Dolayısıyla günümüzde bu alanda her ne kadar elektrikli taşıtlar kullanılmaya başlansa da henüz toplum genelinde bu kullanımı yaygınlaştıramadığımız sürece söz konusu uygulama sadece pratikte faydalı bir yöntem gibi gözükecektir. Bu noktada vakit kaybedilmeden somut adımların atılması çok daha faydalı olacaktır. Örnek olarak trafikte toplu taşıma araçlarının kullanımının yaygınlaşması, trafikte faal olarak bulunan fosil yakıtlı motorlu taşıtların azaltılmasında en etkili çözümdür. Bu sebeple toplumda, toplu taşıma araçlarının kullanımının artırılmasına yönelik projeler, kampanyalar ve benzeri farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Çevre Kirliliğinde Geri Kazanılmayan Atıkların Etkisi

İçinde yaşadığımız çağ, tüketim çağı olarak nitelendirilmektedir. Üretimin bu kadar kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi doğal olarak kullan – at mantığının temel tüketim dinamiklerini oluşturmasına neden olmaktadır. Geri kazanılmayan atıkların çevre kirliliğine olan etkisi en çok denizlerimizde görülmektedir. Bu noktada kentsel, evsel veya endüstriyel atıkların doğrudan veya dolaylı olarak denizlere bırakılması, denizlerimizdeki kirliliğin temel sebeplerinden biridir. Geri kazanılmayan atıkların içinde de muhakkak ilk akla gelenler plastik malzemeden üretilen eşyalardır.

Bugün yapılan araştırmalar doğrultusunda deniz çöplerinin %60 ila %80’i plastik çöplerden oluşmaktadır. Günümüzde okyanus ve denizlerde yaklaşık 150 milyon ton plastik çöpün yüzdüğü tahmin edilmektedir. Bu korkunç tablonun daha korkutucu olan yanı ise her yıl 6,5 milyon ton plastik çöpün daha bu yüzen plastik adacıklara eklenmesidir.

Plastik atıkların deniz ve okyanus kirliliğine yol açması beraberinde ekolojik dengenin bozulmasında birçok olumsuzluğu da gündeme getirmektedir. Zira bu olumsuz tablodan insanlar kadar, denizde, havada ve karada yaşayan canlılar da kötü etkilenmektedir.

Günümüzde plastik kirliliğinin önüne geçilmesi için faaliyete geçirilen pek çok uygulama bulunmaktadır. Örneğin dünya genelinde 100’ün üstünde ülke, plastik poşet yasağını uygulamaya koymuştur. Bunun yanında çevreci kuruluşlar tarafından plastik kullanımının azaltılması ve dolayısıyla da plastik kirliliğinin önüne geçilmesi adına birtakım yol haritaları öne sürmektedir. Uygulamaya geçirilmesi gereken faaliyetler şu şekilde özetlenebilir:

·        Dünya üzerindeki tüm ülkelerin, plastiklerin üretiminde geri dönüşüme uygun modellemelerin öne çıkarılmasına yönelik politikalar izlemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda tek kullanımlık yani kullan – at prensibine dayalı plastik ürünlerin kullanımının azaltılmasını sağlayıcı yasal düzenlemeler yapmalıdır.

·        Özel sektör kuruluşlarının, ticari kaygılarının yanında çevreci tutumlarının yoğunlaşması gerekmektedir. Bu kapsamda plastik üreticisinin, ürünlerinin meydana getirdiği çevresel zararları göz önünde bulundurarak, söz konusu plastik malzemeden üretilen ürünlerin daha çevreci bir yapıya sahip olması için gereken yatırımları yapması önem teşkil eden bir konudur.

·        Vatandaşların nezdinde bakıldığında ise çevreye duyarlılığın ve ekolojik denge bilincinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu sebeple doğaya uygun ürünlerin kullanımının vatandaşlar tarafından alışkanlık haline getirilmesi büyük önem taşımaktadır.

·        Çevreci derneklerin ve sivil toplum örgütlerinin, gerek ulusal gerekse de uluslararası çapta tüketicilerde plastik ürün kullanımının azaltılmasına yönelik farkındalık çalışmalarının artırılması önem teşkil eden bir konudur. Dolayısıyla geri dönüşüm faaliyetlerinin artırılması için tüketicilerin yeterli bilinç seviyesine ulaşmaları için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Ülkemiz ekseninde plastik kirliliğinin boyutlarına bakıldığında Türkiye’de tüketilen plastik ambalajın sadece %21’inin toplatılabildiği görülmektedir. Her ne kadar son yıllarda geri dönüşümde önemli atılımlar yapılsa da doğaya atılan her 5 çöpten sadece 1’inin geri dönüşüme aktarılması çok vahim bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Kaldı ki Türkiye’deki tatlı su kaynaklarının %79’unun da kirlenmiş olduğu görülmektedir. Bu konu ile ilgili olarak yapılan son araştırmalar neticesinde başta Muğla, İstanbul, İzmir, Mersin gibi şehirlerimiz olmak üzere denizlerimizdeki kirliliğin her geçen gün arttığı görülmektedir. Bu bilgilerin ışığında acil olarak çevre kirliliği hakkında düzenlenen eylem planlarının harekete geçirilmesi önem taşımaktadır. Bu noktada devlet, özel sektör ve vatandaşların üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emir Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.