İsrail ile normalleşmek Filistin ve Kudüs davasına ihanettir

İsrail ile normalleşmek Filistin ve Kudüs davasına ihanettir. Bilindiği üzere İsrail, BAE ve Bahreyn arasında varılan "ilişkilerin normalleştirilmesi“ne yönelik anlaşmalar, 16 Eylül 2020 günü akşamı ABD Başkanı Trump'ın gözetiminde  Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Netenyahu, Bahreyn ve  BAE  Dış işleri bakanları arasında düzenlenen bir törenle imzalanmıştır.

Son yıllarda ABD başkanı Trump’ın damadı ve Orta Doğu temsilcisi  Kuşner tarafından “sözde yüzyılın barış antlaşması” adı altında FKÖ ve Hamas gibi Filistin yönetimlerinin bilgisi dışında yürütülen ihanet anlaşması çalışmalarına  BAE ve Bahreyn, Suudi Arabistan, Mısır, Umman gibi ülkelerin  ev sahipliği yapmaları ve 28 Ocak 2020 günü ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netenyahu tarafından Beyaz saraydaki  sözde yüz yılın antlaşmasının kamu oyuna deklare edilmesi esnasında mezkur  ülke büyük elçililerinin hazır bulunmaları işin bu noktaya geleceğinin habercisi idi.  

İsrail ile normalleşmek Filistin ve Kudüs davasına ihanettir.

Müslümanların ilk kıblesi, üç harem mescidimizin üçüncüsü ve Hz. Muhammed’in İsra ve Miraç mucizesinin vuku bulduğu Mescidi Aksa halen Siyonist devletin işgali altında kurtarılmayı beklerken, Birleşik Kudüs İsrail’e başkent yapılmışken, Batı Şeria’da işgal edilen 400 den fazla yasadışı Yahudi yerleşim  alanının, Ürdün vadisinin ve Gazze şeridindeki binlerce dönüm arazinin ilhak çalışmaları, Kudüs  ve Filistin toprakları üzerinde açılan on binlerce yeni Yahudi yerleşim alanları ile bölgenin Yahudileştirilmesi hızla sürdürülürken, Mescidi Aksa’nın zamansal ve mekânsal olarak bölünmesi  gayreti ortada iken; özellikle İşgalci İsrail’in Mescidi Aksanın Muhafızları Filistinli kardeşlerimize yönelik saldırıları devam ederken İsrail ile normalleşme antlaşması imzalamak Kudüs ve Mescidi Aksa  davasına ihanet, Kudüs ve Mescidi Aksanın asırlık muhafızları Filistinli kardeşlerimizi sırtından hançerlemektir.

Normalleşme antlaşması ile (İİT) parçalanmış, ümmetin birliği   baltalanmıştır.

İslam İş birliği üyesi olan mezkûr sözde İslam ülkelerinin İsrail ile normalleşme antlaşmasının altına imza atması; kuruluş amacı Müslümanların kutsal mekanlarını korumak,  özgür Kudüs’ü, özgür Mescidi Aksa’yı inşa etmek, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesini desteklemek, Filistin’in kaybedilen haklarını yeniden kazanmaları ve  kayıp ettikleri toprakları yeniden geri almaları için yardım etmek, İslam dünyasının hak ve çıkarlarını korumak, iktisadi, sosyal, siyasal, kültürel, bilimsel ve diğer alanlarda İslami dayanışmayı geliştirmek, iş birliğini güçlendirmek, Uluslararası teşkilatlarda üye devletler arasında dayanışmayı sağlamak olan  coğrafi alanı, ekonomik durumu ve 1 milyar 7 yüz milyonluk nüfus yoğunluğu bakımından  Birleşmiş Milletlerden sonra dünya üzerinde Müslümanlar tarafından kurulan hacmi en büyük teşkilat olan İİT İslam İşbir Teşkilatının köküne dinamit koymak, ümmetin birliğini  baltalamak demektir.

 “Zira İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir.”

 Bilindiği üzere İslam İş birliği Teşkilatının asıl kurulmuş amacı Kudüs ve Mescidi Aksadır. 21 Ağustos 1969 tarihinde Denis Michael Rohan adında Avustralyalı fanatik bir Yahudi tarafından Mescidi Aksa’nın kundaklanmasının Kudüs Haçlı işgali altında iken Kudüs’ü Haçlı istilasından kurtarıp El Aksa camisine konulmak üzere Nurettin Zengi tarafından yaptırılan, fakat konulması Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’ye nasip olan Mescidi Aksa minberin yakıldığı günün gecesinde  İsrail’in ilk kadın başbakanı Golda Meir Müslümanların dört koldan İsrail’e saldıracakları korkusuyla sabaha kadar uyuyamamış, sabah olduğunda   korkulanın olmadığını görünce; “O zaman idrak ettim ki, biz dilediğimizi yapabiliriz. Zira İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir. Açıklamasını paylaşmıştır. 

Bu açıklamanın ardından  öteden beri İslam birliği düşüncesine sahip olan, İsrail işgali altındaki Kudüs’ün kurtuluşu için "cihat ilan eden Sudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz’in  İslam ülkelerinin liderleri ile görüşmesinin  ardından 22–25 Eylül 1969 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta İslam Zirve Konferansı düzenlenmiş ve Zirve konferansında alınan karar gereği 1970 yılı Mart ayında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde BM’de daimî olarak temsil edilen 57 İslam ülkesi Dışişleri Bakanları tarafından İslam Konferans Örgütü  kurulmuştur.  Teşkilatın adı 28-30 Haziran 2011 tarihinde Astana’da düzenlenen 38. İslam ülkeleri Dışişleri Bakanları Konseyinde ismi İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirilmiştir.

İslam Konferans Örgütünün kuruluşunun öncüsü Kral Faysal’ın güttüğü siyasetin ve attığı uluslararası adımların çıkış noktası “Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı esaretten kurtarmaktır.

 Kral Faysal, uyuyan İslam ümmetini uyandırmak ve Kudüs’ü kurtarmak için İslam alemine şöyle seslenmiştir: “Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi? Nerededir bu dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif Kendisini kurtarmanız için bizi çağırıyor. Neden korkuyoruz. Ölümden mi? Allah yolunda cihat ederek ölmekten daha şerefli bir ölüm var mıdır? “

“Kardeşlerim! Bizim istediğimiz İslami bir uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir. Çağrımız; Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir. Çağrımız İslami bir çağrıdır. Haremi Şerifimizin, mukaddes Kudüs’ümüzün işgal ve tecavüz ve tecavüzden kurtarılması çağrısıdır.”

 Gelinen noktada İsrail’in ilk kadın başbakanı Golda Meir haklı çıkmıştır. İslam İş birliği Teşkilatına üye sözde bazı İslam  ülkeleri; içeride din kardeşleri; dışarıda teşkilata üye ülkelerin birbirleri ile savaşmaları yüzünden   İslam dünyasının hak ve çıkarlarını korumak, üye devletler arasında iş birliğini güçlendirmek, dayanışmayı sağlamak, Filistin’e haklı davalarında  sahip çıkmak Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı özgürleştirmek şöyle dursun    Filistin’e karşı işlediği insanlık dışı  suçlar ve uluslararası hukuku ihlaller  sebebiyle  ile BM Güvenlik konseyinde  İsrail gündemli oturumlarda ya salonu terk etmek, ya çekimser kalmak ya da İsrail’in lehinde oy kullanmak suretiyle; özellikle İslam İş birliği Teşkilatının İsrail gündemli  olağanüstü veya  zirve toplantılarında kınamanın  ötesine geçmeyen kararları ile dostlarını hayal kırıklığına uğratır, düşmanlarına ise cesaret verir konuma gelmiştir.

İslam İş birliği Teşkilatı kendisiyle yüzleşmek için acilen toplanmalıdır.

İslam İş birliği Teşkilatı’na üye ülkelerinin böylesine zillet ve acziyet içine düşmelerinin sebebi; kuruluş amaçlarını terk ederek, inanç değerlerinden, İslam kardeşliğinden uzaklaşmaları, birbirleri ile çatışır ve savaşır hale gelmeleri, Teşkilata üye ülkelere   dış müdahaleler vuku bulduğunda dostlarının değil düşmanlarının safında yer almalarıdır. Aralarında anlaşmazlık çıktığında barıştırma yerine karıştırma yolunu seçmeleridir.  Önceden İsrail ve ABD karşıtı iken sonradan İsrail ve ABD işbirlikçiliğine soyunmalarıdır.

Gelinen noktada İslam İş birliği Teşkilatı ne yazık ki birbirleri ile dayanışan değil, birbirleri ile savaşan, birbirlerinin ortak hak ve menfaatlerini değil, düşmanlarının hak ve menfaatlerini koruyan, hatta teşkilat üyesi komşu devletleri yok etmek için silahlanan sözde birliğe dönüşmüştür. Böyle bir teşkilatın adının hala İslam İş birliği Teşkilatı olarak anılması ne teşkilat ne de birlik ruhuyla bağdaşmaktadır. Teşkilat Ortak bir gaye etrafında bir araya gelmiş, kurumların veya kişilerin oluşturduğu kurum veya kuruluşlardır. Artık teşkilat üyesi ülkelerin aralarında kuruluş amaçlarına ilişkin ortak bir bağ ve ortak bir hareket noktası kalmamıştır.

Kudüs ve Filistin işgalci İsrail’in insafına terk edilmiştir.

Bu yüzdendir ki; Peygamber (s.a.v) in “Mescidi Aksay’a gidiniz ve içinde namaz kılınız. Eğer oraya gidemezseniz kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz.” Şeklindeki hadisi şerifleri ile tevhit dinine uygun kimliğinin korunması bir emanet olarak Müslümanların uhdesine bırakılan, ilk kıblemiz Mescidi Aksa, Kudüs ve Filistin işgalci İsrail’in insafına   terk edilmiştir.

İslam ülkeleri ve İslam İş birliği Teşkilatına üye ülkelerinin İslam kardeşliğini terk etmeleri, dostlarının değil düşmanlarının safında yer almaları Filistin’i Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı yalnızlığa terk etmeleri sebebiyle Allah katında, tarih önünde ve insanlık huzurunda hesap vermeye mahkûm olacaktır. Kudüs sadece Filistin’in değil İslam ümmetinin kutsalıdır. Kudüs’e sahip çıkmak imanımızın itikadımızın gereğidir. İslam İş birliği teşkilatına üye ülkeler ya teşkilatın kuruluş amaç ve ilkelerine geri dönmek ya da İslam’ın birlik anlayışını zedeleyen ülkeleri teşkilattan süratle ayırmak zorundadır.

 Normalleşme antlaşması Orta Doğu’yu İsrail’e teslim etme arzusunun  tescilidir.

Bahreyn ve BAE tarafından İsrail ile imzalanan normalleşme antlaşması ve bu antlaşmanın Suudi Arabistan, Mısır, Umman Ürdün gibi sözde İslam ülkeleri tarafından desteklenmesi Filistin halkının sırtından hançerlenmesi, Orta Doğunun İsrail’e teslimiyetin, ABD ile işbirlikçiliğin, asırlık Kudüs ve Filistin davasına ihanetin belgesidir.

 

Normalleşmeyen İsrail ile normalleşme sürecini seçmek; başta Filistin halkı ve İslam ümmeti ile anormalleşme yolunu seçmektir. Birleşik Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılmasını, Batı Şeria’da işgal edilen 400’den fazla yasadışı Yahudi yerleşim alanının, Körfez vadisinin ve Gazze şeridindeki binlerce dönüm arazinin İsrail tarafından İlhakını onaylamak demektir.

   Mülteci konumundaki 6 Milyon Filistinlinin kendi öz topraklarına girişi yasaklanırken, Kudüs’te ve Filistin toprakları üzerinde açılan on binlerce yeni Yahudi yerleşim alanlarının açılmasını ve bölgenin Yahudileştirilmesini onaylamak demektir.

 Mescidi Aksa’nın zamansal ve mekânsal olarak bölünmesini, Mescidi Aksanın İsrail’in işgali altında tutulmasını, Mescidi Aksanın Muhafızları Filistinli kardeşlerimize karşı zulüm ve işkenceleri hoş görmektir.

 İsrail’in safında yer alan İİT üyeleri derhal üyelikten çıkarılmalıdır.

İİ Teşkilatı şu anda ne yazık ki birbirleri ile dayanışan değil, birbirleri ile savaşan, birbirlerinin ortak hak ve menfaatlerini değil, düşmanlarının hak ve menfaatlerini koruyan, hatta teşkilat üyesi komşu devletleri yok etmek için silahlanan sözde birliğe dönüşmüştür.

Böyle bir teşkilatın adının hala İslam İş birliği Teşkilatı olarak anılması ne teşkilat ne de birlik ruhuyla bağdaşmaktadır. Teşkilat Ortak bir gaye etrafında bir araya gelmiş, kurumların veya kişilerin oluşturduğu kuruluştur. Artık teşkilat üyesi ülkelerin aralarında kuruluş amaçlarına ilişkin ortak bir bağ ve ortak bir hareket noktası neredeyse kalmamıştır.

İslam ülkeleri ve İslam İş birliği Teşkilatı üyeleri İslam kardeşliğini terk etmeleri, dostlarının değil düşmanlarının safında yer almaları Filistin’i Kudüs’ü ve Mescidi Aksayı yalnızlığa terk etmeleri sebebiyle Allah katında, tarih önünde ve insanlık huzurunda hesap vermeye mahkûm olacaktır.

 Kudüs sadece Filistin’in değil İslam ümmetinin kutsalıdır. Kudüs’e sahip çıkmak imanımızın itikadımızın gereğidir. İslam İş birliği teşkilatına üye ülkeler ya teşkilatın kuruluş amaç ve ilkelerine geri dönmek ya da İslam’ın birlik anlayışını zedeleyen ülkeleri teşkilattan ayırmak zorundadır.

İsrail ile Normalleşme antlaşması imzalayan ülkeleri ve bu anlaşmayı normal gören ülke kurum ve şahısları şiddetle kınıyorum.

ASTP ANKARA SİVİL TOPLUM PLATFORMU (ASTP) BAŞKANI MUSTAFA KIR 17.09.2020

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberler Ankara editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberler Ankara değil haberi geçen ajanstır.



Anket 'Yakın gelecekte Yunanistan ile ciddi bir çatışma riskini nasıl görüyorsunuz?'