Her sabah uyanır uyanmaz elimizi telefona uzatıyoruz. Bildirimler, haber başlıkları, e-postalar... Henüz güne başlamadan zihnimiz onlarca uyarıcıyla dolup taşıyor. Gündem peşinden koşarken, kendi iç sesimizi duymayı unutuyoruz.
Artık sessizlikten korkar olduk. Kalabalıklar, konuşmalar, sesli içerikler arasında kaybolmuş bir hayat yaşıyoruz. Oysa bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey bir pencere kenarında sessizce oturmak. Sadece dışarıyı izlemek, belki birkaç düşüncenin gelip geçmesine izin vermek.
Ben sessizliği, kalabalıklardan daha öğretici buluyorum. Çünkü insan ancak durduğunda fark eder içinde neler taşıdığını. Belki de bu yüzden en çok yalnızken kendimiz olabiliyoruz. Hiçbir filtreye, kalıba, beklentiye sığınmadan…
Hayat hızlı. Bunu değiştiremeyiz belki. Ama o hızın içinde bize ait küçük duraklar yaratabiliriz. Sessizlik, o durakların en değerlisi. Ne kadar unutsak da... Her şeyin arasında kaybolduğumuzu hissettiğimizde, sessizlik bizi yeniden kendimize çağırıyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.